anlar ve anilar - frekans - Blogcu



frekans

Çarşamba, Ocak 10 - bu ben miyim?

Kategori: anlar ve anilar

 

Bu ben miyim? dedirten ruh hallerindeyim şimdilerde..Allah’ım ne tuhaf duygular bunlar. İnsanı kendinden bile uzaklaştıran.

 

Evet, kendimi bazen sosyal yaşamdan soyutlarım nedenini hiç bilmeden. O yüzden bunlara sebep ben miyim, yoksa içimdeki öteki bir ben var da o mu sebep tüm bu yaşadıklarıma...ya da yanımdan gelip geçen insanlar dahil tüm çevremde, yakınımda olan insanların enerjisi mi sebep?

Ya da çok seçici  ve detaycı olmam mı? Sebep ne?

 

Yoksa kimsenin üstüne almadıklarını üstüme hep ben aldığımdan mıdır bu halleri yaşamam?

Neden? bana İYİ insan olma görevi verildi de ondan mı? Kucak açtığım olanca zorluklara rağmen sabretmenin birincilik ödülü mü yoksa ruhumdakiler...

 

Sabır denemesi elemelerinden geçemedim mi yoksa... İnandıklarımın sonucumuydu -karşıma çıkan- yaşadıklarım... Yaşamı seviyordum, çocukları seviyordum, eşimi, işimi, insanları seviyordum. Hepsine insanlık görevimi yaptığımı sanıyordum. Televizyonda hiç tanımadığım insanların bile yaşadıkları duygulara ortak oluyor onlarla birebir yaşıyorum’u mu sanıyordum da haberim mi yoktu?

Sıkıldım demek kaybetmek mi olacaktı benim lügatımda?

 

Yaşamdan ne bekliyordum bana sunulanlar neydi?

 

Hep manevi odaklı şeylerdi beklentilerim oysa. Mutlu bir yuvam olsun istemiştim, sonra bir eşim - üç çocuğum olsundu... Bir eşim oldu benim gibi, ben gibi... Bir kızım oldu, güzeller güzeli... şimdi üç buçuk yaşında ve sağlıklı... bana çok şey öğreten, güldüren, ağlatan, bensiz yapamayan, gözü gözümün içinde olan her an..bir eşim, bir kızım...

 

Hani bir de kardeşi olsundu bence-bizce... Aralığın 21.inde doktoruma gitmiştim. İkinci kez anne olmanın rahatlığıyla belki de. İki buçuk aylık olmuştu hesaplamalara bakıldığında... Kalp atışlarını duymaya gittiğimi sanmıştım. İçim pır pır heyecan dolu bir halde. Doktorumla kısa bir sohbet sonrası kapsamlı ultrasonografiye girmiştik. 4 yıl öncesi duygularımı yaşıyordum içimde habersizce... Mutluluk, korku, heyecan...

Bir buçuk saat süren detaylı bir inceleme sonrası bebeğimin yaşamadığını söyledi doktorum gerçekliğinin olanca çıplaklığıyla...  Ve gördüm kendi gözlerimle o kara, sisli,  flu ekranda...Hareketsiz bir yapıydı işte o artık... Bebek değil, adı konulamayan, cansız, donuk bir yapıydı ekranda bana sunulan. Ben bunu istemiyordum diyemedim, 15 gün öncesinde bir şey değişir miydi onu da bilmiyordum. Zararlı bir şey mi yemiştim, ya da yememiştim. Ağır mı kaldır mıştım, çok mu üzülmüştüm, çok mu yorulmuştum? Tüm sorularım cevapsız kalıyordu... 

 

Hani yaza dört kişi olacaktık... Hani çok sevdiğim sıcak esen rüzgarlı akşamlarda anne sütümle besleyecektim onu.. Geceleri uykusuz kalacaktım tüm yorgunluklarıma rağmen aşkla sevgiyle büyütecektim.  Allahım ben buna hazır değildim ki... Yapılabilecek hiçbir şeyin olmaması çaresizliği ve geçersizliğini yaşadım o an. Gözümden akan yaşlardan utanmadım ilk kez. Ağladım tüm sokak boyunca arabama bininceye kadar. Yanımdan gelip geçen insanlara hiç aldırmadan...Benzin istasyonundan benzin alırken de öyle... Okulun kapısına yaklaşınca kendime susmam gerektiği telkininde bulundum. Kızım beni böyle görmemeliydi... Görmedi de... Yol  boyunca arka koltuktan gelen tertemiz ruhunun verdiği çocukça sorularına net cevaplar verdim ona  hiçbir şey hissettirmeden. Eve döndüğümüzde ise akşam yemeği sonrasında eşim de öğrendi beklen(en)meyen haberi...Hastanedeyken telefonda görüşmüştük ve güzel haberi verecektim ona güya akşam üstü... Olmadı, olamadı işte... Yarım kaldı... 15 gün boyunca ölü minik bir bedenle dolaşmış durmuş olmak ise apayrı bir şeydi ve bu durumu artık daha fazla geciktirmeden operasyona başlanmalıydı doktoruma göre...

Ertesi gün olduğunda tesadüfen beni arayan ablam ise hiç zaman kaybetmeden gitmemize önayak oldu. Hiç kimselerin haberi yoktu ne varlığından, ne yokluğundan... Beni arayan herkes birer tesadüfle öğrenmiş oluyordu... Hastanedeydik...İşlemlere başlanmıştı...Allahım sanki ölecektim. En çok da kızımdan ayrılmak güç gelmişti. Haberi bile yoktu. Akşama ya evde olacaktım ya morgda. Zeliş annemin çok hakkı vardı üstümde ondan bir helallik bile almamıştım. Tüm sevdiklerimin hallerini düşündüm yokluğumda...Basiretlerim bağlanmış, teslim olmuştum o an’a. Yokluk duygusu buydu belki de.. Avuçlarım bomboş, ayaklarımsa yalınayak...Ruhum ağırdı, bedenimse hafif... Kısa süre içinde kendime geldiğimde ablamla eşim uğurlamıştı beni, karşılayan yine onlardı. O an neredeyim diye bakındım. Başımı kaldırıp doğrulmak istedim yapamadım, düştü başım...Yaşamdaydım ve kaldığı yerden devam ediyordu her şey...

   Allahım ne çok seviyormuşum ablamı, eşimi, çocuğumu, annemi, babamı..Yaşamı...

Evet, kaldığı yerden devam ediyor her şey...Geride kalansa sadece izler... O anın belleğimdeki soğuk ve karanlık fotoğraf izleri bir de parlak fotoğraf kağıdındaki siyah-beyaz mat fotoğrafları...

 

Acılarmış insanı güçlü yapan, ayakta tutan... Ben güçsüz müydüm ki? Demek ki daha değilmişim...  Yaşamın bir seyahat olduğunu da bilirdim. Hamlık, olmak ve pişmek safhalarından oluşan. Ne yaşamıştım, ne yaşıyordum, ne yaşayacaktım, ve neredeydim?

 

 

 

 

 

Yorum (14) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazartesi, Kasım 4 - kestane kebap yaşam...

Kategori: anlar ve anilar

 Dün, güneşli ve ılık bir gündü. Havanın güzelliğinden faydalanıp Kadıköy'e doğru yol aldık. İnsanların oluşturduğu coşkulu tezahüratları görünce derbi maçın olduğunu geç de olsa öğrenmiş olduk bir yandan. Ne zamandır dışarı çıkmıyordum. Sokaklardaki kalabalığı özlemişim. Evde olunca hem yapacak bir sürü iş bulunuyor, dinlenmek yerine yoruluyor insan. Biraz yürüdükten sonra miniş acıktığı için bir mola verdik. Bir şeyler yedikten sonra başka bir yerde üstüne sakızlı muhallebi ekledik keyfimizin. Aslında sahlep aradı gözlerim ama bunun için kar yağması gerekiyor sanırım..

Dönerken de kışın simgesi kestane kebabı görmezden gelemedik. Sıcacık, taptaze ve nostaljik kese kağıdında..:)

...

Hava, ne kadar da erken kararıyor artık. Gün ne çabuk bitiyor. Yüzlerde bir gülümsemeye dönüşerek; yaşananlar, hanemizde kar olarak bize kalıyor....

 

Yaşam, aynen o çocuk şarkısındaki gibi: 

 

-Yıldızlar pırıl pırıl parlar...

-Yıldızlar pırıl pırıl parlar...

-Güneş gözümü yakar.

-Bulutlar birbirine çarpar...

-Bulutlar birbirine çarpar...

-Şimşekler çaktı korktum..

-Saklanacak yer aradım.

 

 

 

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Perşembe, Eylül 5 - bir kedim vardı...

Kategori: anlar ve anilar

 

Annem titiz kadındır. Çocukken bize de aşıladığı bu özellik sonradan öğrenilmiş birşey midir yoksa genetik midir doğrusu bazen merak ediyorum.

6.sınıfa o zamanların deyimiyle orta okula yeni başlamıştım. Ben hep abimin etkisinde kalmıştım çocukken...Onun gibi top oynar, koşar, asileşirdim...Gerçi ikimizin de Koç burcu olmasının etkisi de vardır herhalde...

Neyse abim, sokakta yavru kedi, köpek hatta bir ara kuş ne varsa toplar eve getirirdi. Karton koliler içinde kazaklara battaniyelere sarıp sarmalardı üşümesinler diye... Ben de yanında ona destek çıkar evden süt, peynir hatta kıyma-et falan kaçırırdım hayvanları beslemek için...Tabi tüm bu olanlar annem farkedinceye kadar sürerdi... Aslında eve pire,böcek vs hastalık gelmesin diye engellerdi bizi annem...Haklıydı da...

Bir keresinde nasıl olduysa bir kedimiz oldu annemin de onayıyla...Hem eve bile aldık... Tertemiz bir kediydi... Gri beyaz olur hani, sevimli....çok sevimli  ....

kediyi eve almaya bile ikna ettik annemi... Adını  da Boncuk koyduk... Gün başlarken gittiğim okulda hep Boncuk'u düşünüyordum...  onunla oyun oynamak, kucağıma alıp başını okşamak için can atıyordum...

Akşamları eğlenceye doyamıyorduk Boncuk, abim, ben, annem... Bu böylece bir hafta sürüp gitti...

Yine heyecanla eve dönüşlerimden birinde Boncuk'un evde olmadığını öğrendim annemden...

Gitti dedi...

Şaka yapıyor sandım inanmadım...

Herşeyi baştan anlattı... tuvaletini halıya yaptığı için ona kızdığını anlattı...

Hııııı...Git hadi...Bir daha yapma sakın...demiş...

Gidiş o gidiş...

Her yerde aradım onu...

Bulamadım...

Abim kolay atlattı da bende etkisi bu gün bile var...

Hala bir gün çıkıp gelecekmiş gibi bekliyorum onu...

 

Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Çarşamba, Haziran 12 - Şen-iz Abla (Anne)...

Kategori: anlar ve anilar

oydu sanki yanımdan geçen...

yüzüne baktım güneş gözlükleri vardı...

ciddi, etrafıyla ilgilenmeyen biraz da mutsuzluk okudum gördüğüm yüzden...

ve sanki yüzü Uzakdoğulu bir yüzü anımsattığı için o değildir deyip  ters yönlere doğru ilerledik ikimiz de...

o olmasını çok isterdim...

bir ara Antalya'da diye duymuştum...

Koç Burcuydu o da benim gibi... eşi balık burcuydu... eşim gibi...

aradan yıllar geçmişti... 

ben on altı yaşındayken o otuz dört yaşındaydı...

staj için çalıştığım yerin müdürlerinden biriydi o...

asgari ücretin üçte biri uygulamasına tabiydim stajyer olduğum için...

anne gibi korurdu beni...

maaşımın artması için firma sahipleriyle mücadelesini hiç unutmuyorum...

bana ilgi duyan ofis arkadaşına "olmaz! sana baba mı diyecek!" dediği anı hatırlıyorum, uzaktan...

yaşamımda derin etkileri olan bu insana ulaşmayı isterdim ulaşmak imkansız gibi gözükse de...

ama belli mi olur, yaşam sayısız sürprizler sunuyorken bize...

belki bir vapurda, belki bir alışveriş merkezinde, belki bir ofis ortamında.... kimbilir?

 

Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Çarşamba, Nisan 17 - maneviyat denizinde...

Kategori: anlar ve anilar

bugün deniz yolunu kullanarak geldim ofise...

bir an durakladık ve beklemeye başladık denizin orta yerinde...

görünürde yolvereceğimiz büyük bir gemi falan da yoktu ...

iyice merak edenler ön tarafa doğru gidip ne olup bittiğini daha yakından görmek istediler...

inatla, oturduğum yerden kalkmadım...

biraz uzağımda ve karşımda bir baba ve beş altı yaşlarındaki kızına baktım bir an...

sonra yanımda olmayan cep telefonumu, eşimi ve aynı anda kızımı düşündüm...

 bana bir şey olsa hiç haberleri bile olmayacaktı çünkü...

ölümden korkmuyordum ama başka korkularım sanki yaşadığım bu an aracılığıyla gün yüzüne çıkmasına şahit oluyordum bir ben...duruşumun olanca gizliliğiyle...

zorun üstüne gidişimlerim vardır benim...sonucundan bir o kadar emin olduğum...

...

duraklamamızın nedeni bir deniz altı gemisiymiş meğer...

ikinci duraklama ise iskeleye yaklaşan vapura yol vermek olunca ...

tüm olanlar karşısında kendime verdiğim cevaba usulca güldüm içten içten...

deniz altı gemisinin yaşattığı bu an sayesinde yaşam değerlerinin hatırlatılması  ruh haliyle ofisin yolunu tuttum...

...

 

 

 

 

Yorum (18) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Çarşamba, Nisan 3 - ayna...

Kategori: anlar ve anilar

bazen unuturuz ya hani birşeyleri... kendi iç dünyamızda kaybederiz kendimizi... sanki sorunları başkalarının da yaşadığını unutur sadece biz yaşıyoruz gibi gelir...ne kadar saf geliyor bu duygular şimdilerde bana... insan yaşadıkça ve büyüdükçe daha çok açılıyor yaşama... bir de küçük bir aynanız - bebişiniz varsa size yaşamı en başa döndürüp öğreten... hem tuhaf hem güzel bir şey.... sizden bir parçanın size yeni birşeyler öğretmesi ve hatırlatması yaşamdan bir şeyleri.. yansıtması... tıpkı bir ayna gibi... güzel ve anlamlı...çok anlamlı...

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Çarşamba, Nisil 19 - sokak çalgıcıları...

Kategori: anlar ve anilar

Geçenlerde bizim ofise yakın sokakların birinde sokak çalgıcılarını gördüm....

Akordeon çalıyordu ince uzun boylu esmer bir bey.... bayan olan diğeri ise sundukları güzelliğin teşekkür karşılığı olan metal bozuklukları topluyordu ...

Sokakta ilerlerken karşılaştık.... Utandım para vermeye....öylesine güzel çalıyordu ki müzisyen....

Gülümsedim sadece... Müzisyen de gülümseyerek karşılık verdi başını öne eğip selamlarken...

Geri dönüp baktım... Sokakta ilerliyorlardı yavaş yavaş... Ben de ilerlerken kendi yönümde müziğin sesi gitgide uzaklaşıyor ve sokaklar eski rutinliğine dönüyordu...

Hayatlarını bu şekilde karşılıyorlarsa ....dedim içimden.... Geri dönüp para vermenin geç olduğunu düşündüm bir an...Kilitlenir kalırım hep böyle durumlarda...

Benim adıma mesleğimi belirleyen babama ona belli etmeden içten içten kızgınlığımı düşündüm...

Müzisyenliğin sadece ruhumu doyuracağını babam söyleyince değil de yaşayınca anlamıştım...

Ama kalbimin müzikte kaldığını bilseydi ne değişirdi onu da bilmiyorum...

 

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Çarşamba, Nisil 12 - bisiklet izi...

Kategori: anlar ve anilar

İki yıl önce çocukluğumdan gelen bisiklet aşkıma tam bir çözüm bulmuştuk...Bana bisiklet alacaktık!..

Tam almaya karar vermiştik ki Can’ın bisikletinin çalındığını farkettik.... Apartman sakinlerinin fazla eşyalarının saklandığı bir bölüm vardır ya hani bodrum katında...İşte orada yoktu artık bisiklet ... Böylece ikinci bisikleti almak hayal olurken birinci bisikletten de olmuştuk... 

Geçen hafta sonu gördüğümüz bisikleti aldı Can kendisine... Çalınan bisikletinin yerini tutmasa da... Benim de kullanabileceğimi söyleme nezaketini gösterdi sağolsun...

Ama bisiklet falan istemiyorum, vazgeçtim...şu an tek dileğim, üç gündür  salonun orta yerinde duran ve  yeni kokusuyla salonumuzun atmosferini değiştiren bisiklete evin dışında güvenli bir yer bulunması...

Bu arada Bıcırığın kocaman bisiklete binme merakıyla o gözüm gibi baktığım sehpada oluşturduğu iz de bende iz bıraktı...

 

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma, Mart 24 - yaşam ekstresi...

Kategori: anlar ve anilar

Geçen Ramazan ayından kalma, bir ara her akşam Türk Kahvesi içer dururduk çikolata eşliğinde... Sanki fal bilirmiş gibi de fincanları kendimize doğru üç defa çevirip kapatırdık.... Önce Zeliş annem bakardı fala.... Bir başlangıcın arefesinde ve devamında ne olacağını merak ederken hep güzel şeyler görürdü o.... Ama kısa süre sonra yaşadıklarımız, faldakinin tam tersi çıkmıştı... Büyük umutlarla girdiğimiz bir ortaklıkta iflas bayraklarını çekmiş üstüne de bir yığın kredi kartı borcu merhaba demişti bize ekstrelerinin olanca sevimsizliğiyle... Alacaklıyken borç ödemenin verdiği sıkıntı ise anlatılamaz bir duygu...

O günden sonra bakılan fallarda hoş olmayan şeyler çıksa da artık ciddiye almıyorum...Daha da önemlisi sevdiklerimle birarada olmamın değeri maddiyatla ölçülemeyecek kadar kocaman...

Yaşam sınavı, daha çok sıkıntı ve gözyaşı veriyor olsa da bizlere... ya da sıkıntı ve olumsuzluklardan daha çok etki alıyorsak üstümüze... tüm olumsuzlukları da mutluluklarımız gibi takılmadan yaşarsak ... zoru başarırsak sanırım mutluluk hep bizde kalacaktır... Bir de yaşamın bize sunduğu her ayrıntıda gizli güzellikleri görebilen gözlere sahip olabilirsek...

Bu özellikleri kendimde çok fazla barındırmasam da ve uygulamayı zaman zaman başaramasam da....yaşam parolam bu yönde...

İnşallah hepimiz mutlu olmayı başarabilecek kadar güçlü oluruz ve inşallah güzel bakabiliriz...

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Çarşamba, Mart 22 - uzaklar...

Kategori: anlar ve anilar

Hep uzaklara düşüyorum ben.... ilk okuldan üniversiteye kadar gittiğim okulların hepsi evimden uzaktaydı.... Şimdi de işyerimin uzaklığı... Zaten hep uzaklara gidecekmişim gibi de bir his var içimde....  Daha da uzaklara... Geleceğimdeki uzaklara ne kadar yakınım kim bilir?....

 

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kendiniz dahil her şeyle barışık olarak, sevgi frekanslarını her zaman; kendinize ve çevrenize daha da yüksek frekanslarda yaşamayı ve yaşatabilmeyi hedeflerseniz, açamayacağınız hiçbir kapı kalmamakla birlikte, sonsuzu sonsuzca yaşayabileceksinizdir.

Kategoriler

Google

İz Bırakanlar...

sahildeki bank
ayakizi
birden bire
pierrenaque
sinan cem
donence
gezenti
kenanyucel

Astroloji ve Başka Alemler

astro akademi
astro blog
su karakus
oglena
Free Web Counter
hit Counter