Cuma, Aralık 16 - deşarj 1...

Yılsonu yaklaşırken işimde yetmeyen zamanın yarattığı stresi başımdan kovalamaya çalışıyorum. Gitmiyor, gitmiyor aksine artıyor. Çalışmak da istemiyorum işte . daha ötesi var mı bunun. Zamanı ölçüp biçmekten ortaya çıkardığım azlıklarla yetinmiyorum. Allahım daha çok şey yapmalıyım. Ama yetmiyorum, yetemiyorum işte.
Evimi mi taşısam bu yakaya... olmaz ki... bıcırığa kim bakacak... oooffff... yolda geçen zamana da acıyorum...içinden çıkamıyorum....
Sabah kalk, bıcırığın altını değiştir, giydir, kahvaltısını hazırla, yedir. Yemesi için binbir hokkabazlık yap. Sesin kısılana kadar şarkı söyle. Lavaboya dişini fırçalarken üstünü ıslatmasın bana yine iş çıkmasın diye yine dikkatini dağıtacak bir şey buldum buldum bulamadım gitti yine yirmi dakika....neyse kazandığım yirmi dakika yanıma kar kalırken kendime ayaküstü ayırdığım kahvaltımın keyfi bir ciyaklama sesiyle bozuluyor. “anne giyemiyorum..” harala gürele koş, derdini dinle, ikna et, gitti yine bana kar kalan zaman...
Tv deki abuk subuk çizgi filmlerle oyalarken bedenimin tüm hücrelerine elektrik yüklüyor çıkan sesler... evden çıkmalıyım diye dürtüleyen beynimdeki çınlamalar ara verse biraz... apar topar evden çıkıyorken dağıldığım noktaları es geçiyorum. Mutfağı, lavaboyu, kahvaltı seremonisini, önüme çıkan oyuncak engelli atlayışlarımı da gerçekleştirdikten sonra kapıya ulaşıyorum sonunda...
Neyse oh şükür öğlene doğru evden çıktık çıkmasına da şimdi de yol macerasındayım... arabaya atla, son gaz E-5 de al soluğu, Kozyatağı boş değil bu saatlerde.... Allahım bana kalırsa Anadolu yakasında bu taraftan geçen herkes sanki aynı saatte çıkmış yola.... neyse şurayı bir geçelim...şükür geçtik...
Köprüye giriş sapağı, ağzına kadar doluyken araçla... bir sol sinyalle alternatif yolum üsküdar harem yoluna geçiyorum. elverişli son hızla bolca trafik ışıklarını da sabırla geçiyorum. Altunizade köprü bağlantı yoluna girip ana yola bağlandıktan sonra köprü seremonisini de atlatıyorum ... beşiktaş ıhlamur yolundan ara sokakları da kullanarak park yeri bulma derdini de çektikten sonra üstüme 10 dakika içinde büromda buluyorum kendimi...zaman: öğleye doğru 11:00-11:30... tüm bunlar sonrası bana göre ömrümden yolda boşa giden en az bir-birbuçuk saati harcadım...
Ajandam,”şunları yap”demeye hazır, masamda beni bekliyor... sonrası rutin.hepinizin bildiği anlamsız çalışma zamanı işte.. telefonlar, iş bekleyenler, haber bekleyenler, dosyalar, klasörler, evraklar, bilgisayar, zamanı gelen beyanlar, bildirimler, yeni çıkan mevzuat..ve tüm bunlara adaptasyon süreci...
Kaçamak da yapıyorum bazen kendime vakit ayırarak...
|