Cuma, August 4 - tatilde...
daha güneyin sıcağına fazla inmeden... hani evimden de çok fazla uzaklaşmadan tatil yapmak istedim... yine güneyde ama yakınlarda....evet, Kuzey Ege'den bahsediyorum...
Assos, Altınoluk, Akçay ve Cunda'yı kapsayan harika bir tatil planıydı bizimkisi...
Deniz, soğuktu ama çok temizdi...
Hava, bol oksijen ve iyot içerdiğinden sabahları istemeden erkenden uyanıyorsunuz.
Pencereden baktığınızda, deniz dupduru ve sakin... saat sekize doğru denize giren birkaç kişi dışında ve sahilde sabahlayanlar dışında kimsecikler yok etrafta...
hep istediğim ayaklarım suda yürüme fırsatını yaratamasam da kendime, otelin balkonundan ve penceresinden bu sakinliği seyretmek de yetti doğrusu...
saat dokuz sonrası deniz keyfini öğleden sonra gezi ve keşif keyfine dönüştürdük...
yalnız ilginçtir koca ilçede 3M Migroslardan tutun kitapçılara kadar bir Ege Rehberi bulamadık tüm aramalarımıza rağmen...
Kazdağları Milli Park gezimizse başlamadan bitti rehber zorunluluğu yüzünden...
Nedenini bilmem ama hiç kimsenin ilgisi yokmuş bu geziye...
İlgi duyan bir biz, bir de Alman turistlermiş. Onların da arabaları yokmuş...Ertelemişler...-Bizim eve döndüğümüz ikinci günümüzde aradıklarında gezidelermiş..:) -
Broşürleri inceledik...Dünyada eşi benzeri olmayan bitki ve canlı türleri olduğu için hepsi koruma altında ve o yüzden de rehbersiz giriş yasaklanmış...
Altınoluk, Şahin Tepesinde menüler o kadar ufalmış ki yemek yerine manzarayla doyuyorsunuz...
Akşam üzeri Hasan Boğuldu gezimizde şelaleyi tam gezemesek de yemekleri ve hizmeti süperdi...
Zeytinyağı da öyle...
Kuzey Ege'de, zeytinin en güzelini yiyeceğimizi zannetmiştim ama öyle olmadı...
En azından kaldığımız otel için bu böyleydi...
Öğleden sonra gittiğimiz Cunda Adası ise muhteşem bir yerdi...
Eski Rum Evleri ve ara sokaklardaki hayat bir farklı geldi bana...
Hep orada yaşasam ve kalsam...
Hem turistik bir yer, küçük bir yer belki ama kaliteli bir yaşam ve sıcak insanlar var...
Kordonun arkasındaki sokaklar çok güzeldi... yapılar ve onları kimliklendiren pastaneler, restoranlar, kahvehaneler...
Kordon boyu öyle değil...Balıklar çok ucuz ama mezeler ve içeceklerse açığı kapatıyordu...
Yöreye özgü Papalina balığı yemedik ama bir arka sokaktaki Sakızlı dondurması çok güzeldi...
Yolumuz uzun olduğundan hava karardığında istemeye istemeye otelimize döndük....
Ağlayan kaya ve Pınarbaşı'nı ise beğenmedik... Bitişik masalarda oturan kalabalık gruplar ve ortalığa yayılan mangal dumanı ve kokusuyla tüm cazibesi ve doğallığını kaybetmişti bu yerler...
Yolların rehberi sizden başkası da değil... Tabelalar eksik ve yetersiz maalesef..
Eve dönüşümüz belli olmadığı için feribotla dönüş bileti bulamamak sürpriz olmadı elbette...
Karayolunu ben istemedim...Pazartesini aşkoş istemedi derken dönüşümüz Cumartesi öğlen 12:30 oldu... Ben daha kalacaktım derken süzülen iki damla gözyaşında bir hayır vardır düşüncesiyle toparlanmaya başladık...
ve tam dinlenmiş olarak evimize döndük...
trafiğin ve kent karmaşıklığının içindeki yaşantımıza yine yeniden merhaba...
|